GK#00001 – TRANSFORMISM

»»»»»»»»»»»»»»»»»»»»»»»
YAZAR: EMİR GAMSIZ
KONU: Transformism, hayatı bir zamanlar bütünü olarak gören ve bu zamanlar içerisinde gerçekleşen büyük bir dönüşüm olarak tanımlayan yeni bir felsefi düşüncedir.
»»»»»»»»»»»»»»»»»»»»»»»

Gazete Kültür’ün bu ilk yazısında, gazetenin kendine düstur edindiği “okurlarına meseleleri felsefi bir bakışla sorgulayabilmeleri için destek olan” karakterini en baştan sergileyebilmek adına son yıllarda üzerine çalıştığım Transformizm (Dönüşümcülük) felsefesinden bahsedeceğim. Transformizm yazıları bu girizgâh yazısından sonra da devam edecek. Amacımız 2017’de New York çekimlerini tamamladığımız 2019’da da istanbul ve Paris çekimleri tamamlanacak sinema filmiyle birlikte Gazete Kültür’de yayınlanacak Transformizm yazılarının toplandığı bir kitap ile bu felsefeyi okurlara derinlemesine anlatabilmek olacaktır.

Bu yolda birlikte ilerlediğimiz, filmin senaryosunu yazıp, başrolünü oynayan, yazar, yönetmen ve oyuncu Ege Maltepe ile kısmen örnek aldığımız ikilinin yakın geçmişten yazarlar Jean Paul Sartre ve Simon de Beauvoir olduğunu belirtmekte bir sakınca görmüyorum. Sahne performanslarımızı, ve yazılarımızı takip edenler politikadan ziyade kültürün bütünü ile ilgilenmemize dayanarak siyasi yönü ağır basan Sartre-Beauvoir ikilisiyle bizim aramızda haklı olarak bir benzerlik göremeyebilirler. Peki benzerlikler az ise örnek alınan nedir diye sorguladığımızda Sartre-Beauvoir ikilisinin bizim hedeflediğimiz yönlerinin başlangıçta sahip oldukları yeni bir düşünce biçimi yaratmak olduğunu söyleyebiliriz. Bizim amacımız da toplum hayatına ve kültüre katkıda bulunan kişiler olabilmektir. Sartre’ın ilerleyen yıllarda yöneldiği siyasi kargaşaya sebep olan hırçın politik tavrı ise bizim amaçladığımız uyumlu bir toplum kültürüne ulaşabilmek için zıt karakterdedir. Zaten o noktalarda Beauvoir ile bir ayrışma da olmuştur. Şubat ayında Sartre-Beauvoir ikilisi hakkında eleştirel bakış yazılarımızı Gazete Kültür’de okuyabilirsiniz. Transformizm felsefesinin önerdiği geleceğe maruz kalmama ancak o dönemde yaşananın tam tersi bir dönüşüm gerçekleştirebilirsek mümkün olacaktır. GK#00002 – MELODİ VE KONTRPUAN başlıklı Gazete Kültür yazımızda toplumların barındırdığı zıtlıkları müzik vasıtasıyla nasıl uyumlu hale getirebileceklerini anlatıp hedefimizin toplumsal bir uyum olduğunun altını daha bu ilk yazılardan çizmek istiyoruz.

Gazete Kültür’ün yayın zamanlaması ve içerikteki düsturu da aşağıda girizgâhını yapacağım Transformizm (Dönüşümcülük) felsefesini yansıtıyor. Gazete Kültür her gün basılmıyor, yazıların ve köşelerin yayın zamanları bir tekrar içermiyor. Kültürün tüm alanları hakkında yazılar yayınlamak arzusunda olduğumuzdan güncel haber değeri olan olaylardan ziyade meseleleri geçmişten bugüne ve geleceğe yönelik bir bakışla inceleyen yazıları hedef alıyoruz. Tabii bugün bu meseleler hakkında geçmişin algısını ve geleceğe bakışımızı değiştirecek bir gelişme olduysa Gazete Kültür bu gelişmeyi değerlendirecek yazılarla okurlarının meseleyi sorgulamasına destek olacaktır. Bilginin çokluğu ve süratli paylaşımının olduğu bu çağda gazetecilik anlayışının tek bir zamanla yani “bugün” ile kısıtlanmasını, toplumların ve kültürlerin gelişmesine engel olarak görüyoruz.

Transformizm

Felsefe tarihinde düşünce silsilelerini oturttukları temel zaman anlayışı bakımından iki ana grup filozof mevcuttur. Hegel, Foucault, Schopenhauer gibi filozofları sayabileceğimiz bir grup, felsefelerini geleneklere ve geleneksel düşünme biçimleri üzerine kurmuşlardır. Başka bir deyişle felsefeleri geçmişe ve geçmişin tecrübelerine sıkı sıkıya tutunurken geleceği ancak geçmişin sınırlı bilgileri altında güvence altına alabileceğimizi savunur. Voltaire ve Rousseau gibi filozofların yer aldığı diğer bir grup ise geleceği öngörerek planlanacak ve oluşturulacak bir bugünü önemseyen bir düşünce biçimiyle felsefelerini kurarlar. Örnek olarak Voltaire’in ünlü “Bahçemizi yeşertmeliyiz” deyişini hatırlayalım. Akademik bir temele dayanmayan bana ait bu tespitler, bu grupların geleceğe bakışını iki zıt temele oturtarak oluşturduklarını savunuyor ama bu iki ana grup dışında Konfüçyüs ve Sokrates gibi iki büyük filozofun yer aldığı bir başka grubu daha etiketlemek de pekâlâ mümkün olabilir. Bu üçüncü küçük grup şimdiyi geçmişle gelecek arasında bir köprü olarak görür ve Transformizm bu üçüncü grup filozofların doğrultusunda sayılabilir fakat onlardan farklı ve yeni bir felsefe sunar.

Transformizm (Dönüşümcülük), hayatı bir zamanlar bütünü olarak gören ve bu zamanlar içerisinde gerçekleşen büyük bir dönüşüm olarak tanımlayan yeni bir felsefi düşüncedir. Bütün canlı ve cansız varlıklar için hayatın kaçınılmaz olarak getirdiği dönüşümün haricinde, dönüşümün kendisi olabilmeyi de hedefler. Transformizm felsefesi dönüşüme yön veren bir güç olmanın geleceğe maruz kalmamak için ana gereksinim olduğunu savunur. Gereksinim duyulan bu güç şimdiki zaman, ülke sınırları, dil ve ırk gibi sınırlamalarla zayıflatılırsa toplum gelecekte kültürü oluşturan konuların hepsinde farkında olunamayan güçlerin yönlendirmelerine maruz kalacaktır. Bu konuların başında müzik, edebiyat, sanat, bilim, felsefe, din, politika ve ekonomi gelir. Geçmiş, gelecek ve şimdiki zaman bir bütündür ve bütün bu zamanların neye dönüşeceği şimdiki zamanda tayin edilir. Şimdiki zaman geleceğe etki edecek bir dönüşümün başlangıcı olduğunda, gelecek değiştiği gibi geçmişin algılanması da değişir. Halihazırda ders alınmayan hatalarla dolu geçmiş, Transformist (Dönüşümcü) tavırla ders alınmış hatalarla dolu geçmişe dönüşür.

Transformizm felsefesinin dönüşmesini önerdiği bir başka konu ise doğu-batı algısıdır. Marsilya’da (Fransa’nı güneyi) doğuya döndüğünüzde İstanbul karşınızda ve doğuda kalır, yani İstanbul Marsilya’nın doğusunda demek yanlış olmaz. Ama tam ters yöne döndüğünüzde de İstanbul yine tam karşınızda fakat bu sefer batıdadır, yani İstanbul Marsilya’nın batısında demek de yanlış olmaz. Yanlış olan İstanbul’u ve Marsilya’yı (ve dünyada herhangi bir yeri) doğu veya batı diye kültürel açıdan etiketlemek olacaktır.

Gazete Kültür’ün mümkün olan bütün yazılarında yapmayı hedeflediği sorularla size merhaba demiş olalım:
– Geçmiş, şimdiki zaman ve geleceği bir bütün olarak değerlendirmek kişilere ve topluma ne kazandırabilir?
– Geçmişin algısını sorgulamak şimdiki zaman ve geleceğe bakışımızı değiştirir mi?
– Yön belirten kelimeler olan “Doğu” ve “Batı”yı, kültürleri etiketleyerek ayrım yaratmak için kullanmak ne işe yarar?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir