GK#00006 – DÜŞÜNCE VE YÜRÜME ÜZERİNE

»»»»»»»»»»»»»»»»»»»»»»»
YAZAR: ELİF ERDOĞAN
KONU: Düşünce ve yürümenin ilişkisi üzerine yürüyerek yazılmış bir yazı.
»»»»»»»»»»»»»»»»»»»»»»»

Yürümek
yürümeyenleri arkada boş sokaklar gibi bırakarak
havaları boydan boya yarıp ikiye
bir mavzer gözü gibi
karanlığın gözüne bakarak yürümek

Nazım Hikmet

Yürümeye başladım, yürüyorum, bir adım daha attım, sağ ayağımı yerden kaldırdım ve öne doğru uzattım, böylelikle bir adım daha atmış oldum.. Muhtemelen 5-10 adım sonra yürüdüğümü unutacağım ya da daha doğrusu yürüdüğüm üzerine düşünmeyip düşüncelerime dalacağım. Çevremde ağaçlar var, taşlı bir yoldayım, üzerimden küçük bir kuş sürüsü geçti, kedi kendini yalıyor. Arkadaki taksicilerin sesi buradan da işitilebiliyormuş, ilginç. Melankoli orta çağda bir hastalık olarak görülürmüş, sanırım medikal tanımını da safra kesesinin kararması olarak geliştirmişlerdi. Gérard de Nerval, yürümeyi melankoli hastalığını tedavi etmek için kullanırmış. 19.yy başlarında yaşayan ve sık sık Türkiye’yi ziyaret eden Lanetli Şair! İstanbul’a geldiğinde özellikle mezarlıklarda yürüyüş yaptığını okumuştum bir yerlerde. Gerçekten de sanki yürüyünce insan melankolisinden uzaklaşıyor, rahatlıyor, belki doğrudur. Düşünüyorum da acaba yürümeyle sistemli düşünce arasında bir ilişki var mıdır. Melankoliyi dağıttığı gibi bir konu üzerine odaklanmayı da sağlayabilir mi?

Sahi Aristotales de yürütüyormuş ya öğrencilerini…

Antik Yunan’ın Aristotales geleneğinde, yürümenin büyük bir öneme sahip olduğu söylenebilir. Hatta yürüme o kadar bu öğretinin parçası olmuştur ki Aristotales’in Lyceum’unda yapılan derslerin adı peripatetik okul adını alır: yani yürüyenler okulu. Aristotales yazılarının büyük çoğunluğunu bu yürümeler sırasında yazmıştır. Fikirleri bu yürümeler sırasında oluşmuş, bu yürümeler sırasında olgunluğa ulaşmıştır.

Peki acaba neden yürümek Aristotales’in eğitiminin en önemli parçalarından biriydi? Belki de gerçekten de odaklanmayı artırıyordur. Ama bir düşünceden öbür düşünceye geçiş çok hızlı olabiliyor, bunun kontrolü nasıl sağlanabilir? Benim şu an yaptığım gibi yürümeye başlamadan önce ne düşüneceğimizin kararını versek, belki düşüncelerimizi sıraya sokabiliriz. O zaman tekrar sorayım kendime: Acaba yürüme ile düşünme arasında nasıl bir bağ olabilir?


Raffaello’nun “Atina Okulu” isimli tablosunu renkli görmek için lütfen yukarıdaki resime tıklayınız.
Bu tabloda en ortadaki ikilinin büyük ihtimalle Platon ve Aristoteles olduğu iddia edilir.

Önce bir tanımlama yapmaya çalışalım. Yürümenin bir tanımını yapacak olsaydık, iki ayak aynı anda yerde olmayacak şekilde, belli bir hızda, dönüşümlü olarak her bir ayağın birbiri ardı sıra kaldırılıp yere konularak yapıldığı hareket gibi bir tanım geliştirebilirdik. Ayaklarımızın üzerinde, iki bacağı sarkaç misali kullanarak yaptığımız bu hareket bizi diğer hayvan türlerinden ayıran bir aktivitedir ve mekanik olarak oldukça karmaşık bir yapısı vardır. Üstelik böylesi karmaşık bir eylemi gerçekleştirebilmek için  hemen her yerini çalıştırmasına rağmen vücudumuz, kendisini bu eylemi yapabilmek için gerekli olan en düşük enerji tüketimine göre ayarlamıştır. Yani vücudumuz, yürüme eylemini gerçekleştirirken, biyolojik olarak kendisi için en kârlı olanı yapmaya endekslenmiştir ve bu sırada bir dizi küçük hareketlerde bulunmasına rağmen çoğu zaman bunun idrakına bile varmayız. Şayet yürürken her salisede ne yapacağımızı düşünecek olsaydık muhtemelen çıldırırdık. Ama yürüme denilen şey sadece ritmik bacak hareketleri değildir. Yürüme ile düşünme arasında oldukça yakın bir ilişki vardır. Hatta daha ileri gidip, yürümenin düşünsel bir eylem olduğunu bile söyleyebiliriz. Tıpkı düşünmediğimiz bir gün olmadığı gibi yürümediğimiz bir gün de yoktur. İlginç olan ise nasıl her insan farklıdır diyorsak hem dış görünüş olarak hem zihin olarak, temelde eylem aynı olsa da her insanın yürüyüş biçiminin farklı olduğunu gözlemleyebiliriz. Hatta bir insanın yürüyüşü bile kendi içinde farklılıklar gösterir. Örneğin, otobüse binmek için yürüyüşümüz ile, çay koymak için mutfağa gidişimiz birbirinden farklıdır, kafamızı toplamak için yaptığımız yürüyüş ile, üzerimizdeki sinir halini atmak için yaptığımız yürüyüş birbirinden farklıdır. Pek tabii yürüyüşlerin farklılıklarına bağlı olarak düşünüşümüzde de değişiklik gözlemlenebilir. Belki de her yürüyüşün kendine has bir düşünme biçimi olduğunu söylemek çok da yanlış olmayacaktır.

Ne kadar da yavaşladı yürümem…

Bazen uzun salınımlarla yürürüz. Yavaş yavaş, bir yere yetişme gayesi olmadan, bazense hızlı hızlı, koştura koştura. Bu hızlı hızlı yürümeler çoğu zaman bizi bir yere ulaştırmak için yapılan yürümelerdir (spor için yapılan yürüyüş bu konunun dışında ele alınmalı). Bazen ise içimizdeki bir şeyin bizi dürtmesi dolayısıyla yürürüz (şunu yapmam gerekiyor bunu yapmam gerekiyor ya da bana böyle dedi, inanamıyorum benim böyle olduğumu nasıl düşünebildi vs gibi). Kimi zaman çeşitli sınıflandırmalar, sıralamalar ve yapacaklarımızı organize etmek için hafiften hızlı yürürüz ama uzun uzun yürüdüğümüz de olur bunları yapabilmek için. Kimi zaman ise bir takım sorunları kafamızda çözmek için yürürüz. Hatta bunu çok güzel özetleyen (muhtemelen Saint Augustin tarafından söylenmiş), -sorunlar- yürüyerek çözüldü anlamına gelen Latince bir deyiş de mevcut: Solvitur ambulando.

Solvitur ambulando… Tek başımayım… Düşüncelerim ve ben…

Tek başımıza yavaş yürüdüğümüzde tam anlamıyla zihnimiz ile başbaşayızdır. Düşüncelerimiz dolayısıyla bizi ayıplayacak kimsecikler yoktur etrafta ve tam da bu sebep ile kendimize kendimizi kısıtlamadan düşünebilme olanağı sağlarız. Yani bir bakıma, yürüme, bize düşüncelerimiz ile oynama, evirip çevirme şansı verir. Üstelik böylelikle kafamızdaki konseptleri keşfedebilir ve bunu yaparken başkaları düşüncelerimizin hamlığını görecek diye endişelenmeyiz. Sanki yavaş yürüdüğümüz zamanlarda daha geniş, daha rahat, herhangi bir kısıtlama olmadan düşünürüz. Bir nevi özgürleşme. 

Düşüncelerimin özgürleşmesi beni de özgürleştirir mi? Hapishanedeki insanların yaptığı yürüyüşler geliyor aklıma.. Acaba hapishanedeki insanlar bu yüzden mi volta atıyorlardır?

Hapishanedeki volta atma eylemi, bu minvalde özgürleşmeyle ilişkilendirilebilir mi? Volta kelimesi İtalyanca dönüş anlamına geliyormuş. Volta kimi zaman tek başına, kimi zaman  iki ya da üç kişiyle atılırmış ama dört kişi volta atılmazmış. Her voltanın belli bir dönüş ve yürüyüş üslubu vardır. İki kişiyken her iki taraf da dönüşlerini içeri doğru alırlar. Sağdaki sola, soldaki sağa dönerek dönüş tamamlanır ve voltaya devam edilir bu şekilde aslında kafa kafaya verip bir sorunu çözmek ya da bir acıyı paylaşmak gerçekleşir. Üç kişilik volta da ise dışarıdakiler içe doğru dönüş yaparken ortadaki kişi bir dönüşte sağdan dönüşünü yapar sonrakinde ise soldan dönerek dönüşünü tamamlar. Tekli yürürken adımların hızı kişinin isteğine bağlı olarak değişir. Üçlü volta da ise ikili voltaya göre daha yavaş yürünür.

Aklıma yürürken üreten insanlar geliyor sık sık.. Abidin Dino ile Fikret Mualla’nın saatler süren yürüyüşleri mesela. Hem tek yürüdükleri olmuş, hem beraberce. Yaptıkları resimler Ayasofya, Kapalı Çarşı, Bâb-ı âli’de yaptıkları yürüyüşler sırasında deftere düşülmüş eskizlerden temellenmiyor muydu? Bu yürüyüşler esnasında yapılan sohbetlere ne demeli, ne hikayeleri var yürürlerken başlarından geçen.. Selçuk Demirel ile Orhan Pamuk da Sen Surat Okumayı Bilir Misin? adlı kitabın fikrini Galatasaray’dan Harbiye’ye birlikte yürürken bulmamışlar mıydı, Garipler şiirlerini yürürken yazmamışlar mıydı, Orhan Veli yürürken ölmemiş miydi?  

Acaba başkaları ile yürürken ben de daha farklı mı yürüyorumdur?

Tek başına yapılan yürümeler olduğu gibi tıpkı hapishanedeki gibi bazen yanımızda biriyle ya da birileriyle de yürüyebiliriz. Ve kiminle beraber olduğumuza bağlı olarak hem yürüyüşümüz hem de düşünüşümüz değişir. Bu kişi kimi zaman sevgilimiz, kimi zaman çocuğumuz kimi zaman bir arkadaşımızdır. Bazen ise toplu yürürüz, bu yine bir arkadaş grubu olabileceği gibi, belli bir amaç için bir araya gelmiş insanlar da olabilir. 

Acaba başka coğrafyalarda insanlar nasıl yürüyorlardır?

Amerika ve Avrupa’da çeşitli şehirlerde yapılan çalışmalara göre bir erkek, kadın ile yürürken normal hızının altında yürümeye çalışır, özellikle romantik anlamda etkilendiği biriyle beraberse. Ancak bir başka erkek ile birlikte yürüyorsa ivmesini yüksek tutmaya gayret gösterir. Uganda ve Seattle’da yapılan bir deneye göre ise, Seattle’da yapılan yürüme gözlemlerinde bu bilgiler doğruluk göstermesine rağmen Uganda’da böyle bir durumun söz konusu olmadığı anlaşılıyor.

Dr. Wall-Scheffler’ın yaptığı bu karşılaştırmalı deneye göre, Uganda’daki bir insan tek başına yürürken Seattle’daki bir insanın günlük yaşamındaki yürüyüş hızından daha hızlı yürüyor. Grup içerisindeki yürüyüşlerde ise dengeler değişkenlik gösteriyor ama Seattle’a göre daha yavaş yürüdükleri söylenebilir. Bir başka bulgu ise, Uganda’da insanların özellikle çocuklarıyla yürüyorlarken normal hızlarının oldukça altında yürüyor olmaları. Bunun sebebinin ise muhtemelen aralarındaki bağı kuvvetlendirebilmek için olduğu düşünülüyor. Seattle’da ise bunun aksi bir durum söz konusu ve nedeninin hedef odaklı yürüme olduğu düşünülüyor. Çocuğu, bir yere en kısa sürede götürmek, ulaştırmak gerekiyor. Bu ve benzeri durumlar şehir yaşantısıyla kırsal kesimlerdeki yaşantıların arasındaki farktan kaynaklanabileceği gibi kültürel farklardan da kaynaklanıyor olabilir.

Sanki bu yürüyüş ve bu yürüyüş sırasındaki düşünceler beni değiştirdi.. Acaba her yürüyüşten insan değişmiş olarak mı döner?

Not: Bu metindeki fikirler yürüme esnasında oluşturulmuştur dolayısıyla kaynakça kullanılmamıştır. Zihindeki çağrışımlar kayıt altına alınıp daha sonrasından düzene sokulup yazılı metin haline getirilmiştir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir